Buraya kadar haccın, usulüne uygun olarak nasıl yapılacağı anlatıldı. Haccını bu şekilde eda eden bir kimse hacla ilgili görevlerini (menasiki) eksiksiz olarak yerine getirmiş olur.
Hac esnasında ihram yasaklarına uymamak, vaciplerden birini terk etmek, ya da ertelemek veya Harem Bölgesinde yapılmaması gereken bazı fiilleri yapmak gibi kusur ve eksiklikler, bir takım cezaları gerektirir. Bu cezalar, haccın kaza edilmesi, deve veya sığır (bedene) kesilmesi; koyun veya keçi (dem) kesilmesi; sadaka, bedel ödeme ve oruç tutmaktır. Şimdi bu cezaları gerektiren kusur ve eksiklikleri, tutum ve davranışları kısaca belirtelim.
I- İHRAM YASAKLARINA UYMAMAKLA İLGİLİ KUSURLAR VE CEZALARI
1- Haccın Bozulmasına Yol Açan Kusur
Hac için ihrama girdikten sonra henüz Arafat Vakfesi yapmadan cinsel ilişkide bulunmak haccın bozulmasına yol açar. Bu duruma düşen kimsenin, bozulan bu haccını yarım bırakmayıp tamamlaması, bunun yerine, gelecek yıllarda bu haccını kaza etmesi ve işlediği bu fiilden dolayı da bir koyun veya keçi (dem) kurban etmesi gerekir.
Umre için ihrama girdikten sonra, umre tavafını yapmadan cinsel ilişkide bulunan kimsenin de aynı şekilde umresi bozulmuş olur. Bu kimsenin, bozulan bu umreyi bırakmayıp tamamlaması, daha sonra bunu kaza etmesi ve işlediği suçtan dolayı da yine bir koyun veya keçi (dem) kesmesi gerekir.
2- Deve veya Sığır (bedene) Kesmeyi Gerektiren Kusur
Arafat Vakfesinden sonra, fakat henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan (ilk tehallülden) önce cinsel ilişkide bulunan kimsenin, ceza olarak bir deve ya da sığır (bedene) kesmesi gerekir.
3- Koyun veya Keçi (dem) Kesmeyi Gerektiren Kusurlar
İhramlı iken Arafat Vakfesinden sonra tıraş olup henüz Ziyaret Tavafını yapmadan cinsel ilişkide bulunan, eşini şehvetle öpmek, okşamak gibi cinsel ilişkiye yol açan davranışlarda bulunan; saçın veya sakalın dörtte birini ya da başka bir uzvun tamamını tıraş eden; bir defada, aynı anda ve aynı yerde bütün tırnakları veya bir elin ya da bir ayağın tırnaklarının tamamını kesen; elbise olarak dikilmiş giysileri on iki saat boyunca veya daha fazla giyen; başı ve yüzü örten; ayakkabı giyen; bir defada, aynı anda ve aynı yerde en az bir uzvun tamamına koku, yağ, jöle ve biryantin süren; kına yakan; saç ve sakal boyayan kimsenin ceza olarak bir koyun ya da bir keçi (dem) kesmesi gerekir.
4- Fıtır Sadakası Kadar Sadaka Vermeyi Gerektiren Kusurlar
İhramlı bir kimsenin 12 saatten daha az bir süre herhangi bir giysi ve ayakkabı giymesi, başı örtmesi; saç ve sakalın dörtte birinden az kısmını tıraş etmesi; bir elin veya bir ayağın tırnaklarının bir kısmını ya da ayrı ayrı yer ve zamanlarda tamamını kesmesi; ihramlı ya da ihramsız birini tıraş etmesi... ceza olarak fıtır sadakası kadar sadaka vermeyi gerektirir.
İhramdan çıkma aşamasına gelmiş olan ihramlıların başkalarını tıraş etmelerinden dolayı herhangi bir şey gerekmez.
5- Bedel Ödemeyi Gerektiren Kusurlar
İhramlı iken, karada yaşayan av hayvanlarını avlayan, yaralayan; onların tüylerini koparan, yumurtalarını kıran; avlayanlara yardımcı olan kimse ceza olarak bedel öder. Bedel, av hayvanının kıymeti takdir edilerek tesbit edilir.
6- Özür Sebebiyle İhram Yasaklarına Uymamak
Hastalık, kaza geçirme ve benzeri elde olmayan sebeplerle ihram yasaklarına uyamayan kimse, ceza ödeme konusunda muhayyerdir. Bu durumda olan kişi:
a) İstediği yer ve zamanda peş peşe veya aralıklı olarak üç gün oruç tutar.
b) Veya altı yoksula fıtır sadakası miktarı sadaka verir.
c) Yahut Harem Bölgesinde istediği zaman bir koyun ya da keçi (dem) keser.
II- VACİPLERDEN BİRİNİN MAZERETSİZ OLARAK TERK EDİLMESİ YA DA ERTE- LENMESİ İLE İLGİLİ EKSİKLİKLER VE CEZALARI
1- Deve veya Sığır (Bedene) Kesmeyi Gerektiren Eksiklikler
Ziyaret tavafını cünüp olarak yapan kimsenin, ceza olarak bir deve ya da sığır kesmesi gerekir. Cünüp olarak yapılan tavaf (hangi tavaf olursa olsun) abdestli olarak yeniden yapılırsa ceza düşer. Cünüp olarak yapılan tavafın abdestli olarak yeniden yapılması vaciptir.
2- Koyun veya Keçi (dem) Kesmeyi Gerektiren Eksiklikler
Mikat sınırını ihramsız geçen; sa’yi terk eden ya da hiçbir mazeret yokken sa’yi yürüyerek yapmayan, Müzdelife vakfesini özürsüz olarak terk eden, Şeytan’a hiç taş atmayan veya bir günde atılması gereken taşların yarıdan fazlasını süresi içinde atmayan; farz ve vacip tavaflarda setr-i avrete uymayan; Ziyaret veya Umre tavafının son üç şavtını ya da sadece birini yapmayan; Veda tavafı yapmayan; Ziyaret ve Umre tavafını abdestsiz, Umre, Veda ve Kudüm tavaflarını cünüp halde yapan; Arefe günü Arafat’tan güneş batmadan önce ayrılan kimsenin, ceza olarak koyun veya keçi (dem) kesmesi gerekir.
3- Fıtır Sadakası Kadar Sadaka Vermeyi Gerektiren Eksiklikler
Kudüm veya Veda tavafının abdestsiz halde yapılması; Veda tavafı ile Sa’yin son üç şavtının yapılmaması ya da eksik yapılması ve bu şavtların mazeret yokken yürüyerek yapılmaması; şeytan taşlamada, bir günde atılması gereken taşların yarıdan çoğu atıldıktan sonra geriye kalanların atılmaması, ya da eksik atılması; gibi eksikliklerden dolayı fıtır sadakası miktarı sadaka vermek gerekir.
III- HAREM BÖLGESİ YASAKLARINA UYMAMAKLA İLGİLİ KUSURLAR VE CEZALARI
Harem Bölgesinin avının avlanması, kendiliğinden biten her türlü ağaç, bitki ve otların kesilmesi ya da koparılması, ihramlı olsun veya olmasın herkese haramdır. Bu sebeple Harem Bölgesinin ağaç ve bitkilerini kesip koparan kimsenin, bunların bedelini takdir ederek fakirlere vermesi gerekir.
IV- CEZALARIN ÖDEME ZAMANI VE YERİ
Hac esnasında yukarıda belirtilen kusur ve eksikliklerden doğan cezaları ödemek için belirli bir zaman yoktur. Ömrün sonuna kadar her zaman ödenebilir. Ancak cezaları bir an önce ödeyerek sorumluluktan kurtulmak daha iyidir.
Söz konusu cezalardan, kurbanların mutlaka Harem Bölgesinde kesilmesi gerekir. Etleri ise Harem Bölgesi fakirlerine verilebileceği gibi, Harem Bölgesi dışındaki fakirlere de gönderilebilir.
Sadaka, bedelini ödeme ve oruç cezalarının ödenmesi için belli bir yer yoktur. İstenilen her yerde bunlar ödenebilir.
Hac yaparken işlenen suç, kusur ve eksikliklerden dolayı gereken cezalar konusunda Din Görevlilerine veya fetva hey’etine başvurulması uygun olur.
BAŞKASININ YERİNE VEKİL (BEDEL) OLARAK HACCETMEK
I- HACCA KİM VEKİL (BEDEL) GÖNDERİR?
Hac görevini kendisi yapabilecek durumda olanların haccı bizzat yapmaları gerekir. Bunlar bir başkasını vekil (bedel) göndererek hac yaptıramazlar.
Üzerine hac farz olduğu halde bu farzı yerine getirmeyip ölümle karşı karşıya kalan kimsenin, vefat etmeden önce, bıraktığı maldan kendisi adına hacca vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.
Böyle bir kimsenin geriye bıraktığı malın üçte biri, onun adına hacca vekil göndermeye yeterse, bununla vekil gönderilir. Yetmezse, varisleri diledikleri takdirde kendi mallarıyla gönderebilirler. Vasiyet olmasa bile varisleri onun adına hac yapsalar, bu kimse hac sorumluluğundan kurtulur.
Aynı şekilde haccın farz olmasının şartlarını taşıdığı halde haccetmeyip daha sonra yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan hastalık, görme veya yürüme yeteneğini kaybetme gibi bir sebeple, bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimselerin de hacca vekil göndermesi veya kendisi adına vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir. Haccın farz olmasının şartlarını taşıdığı halde baştan beri bizzat hac yapamayacak durumda olanlar da böyledir.
II- VEKİLİN (BEDELİN) GÖREVLENDİRİLMESİ
Hacca bedel gönderecek kimse (ölmüşse yakınları), haccın nasıl yapılacağını bilen ve hac yapabilecek nitelikleri taşıyan, aklı başında, tercihen daha önce hac yapmış ehil bir kimseyi kendisi adına hac yapmak üzere vekil tayin eder. Normal olarak hac masraflarını karşılayacak parayı kendisine verir. İfrad, Kıran veya Temettu haclarından hangisini yaptırmak istiyorsa o hacca niyet etmesini ister.
III- VEKİL NASIL HAREKET EDER?
Vekil, bedel gönderen kimsenin öngördüğü şartlar doğrultusunda hareket eder. Gönderen hangi haccın yapılmasını istemişse onu yapar. Vekil, hacla ilgili görevleri (menasiki) yaparken hep gönderen adına niyet eder. İhrama girerken, tavafa ve sa’ye başlarken, Arafat ve Müzdelife vakfelerinde, şeytan taşlarken, kurban keserken niyetini hep gönderen adına yapar. Aynı şekilde, öncelikle gönderen adına dua eder. Kendisi ve diğer müslümanlar için de dua edebilir.
Mesela gönderen, ifrad haccı yapmasını istemişse, vekil ihrama girerken; "Allah’ım! Senin rızan için .......... adına hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet eder ve "Allah’ım! ......... adına, Lebbeyk! Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerike lek." diyerek telbiye getirir.
Diğer niyetlerde de aynı şekilde hareket eder ve "Haccın Yapılışı" konusunda anlatıldığı şekilde haccı eda eder.
Gönderen, Temettu haccı veya Kıran haccı yapmasını istemişse, onun adına şükür kurbanı keser.
Vekil, kendisini gönderen adına tüm hac görevlerini yerine getirdikten sonra dilerse kendisi için umre yapabilir.
Vekil, haccı yapıp dönünceye kadar masrafları için kendisine verilen parayı israf etmeden normal olarak harcar. Artan miktarı, dönüşünde gönderene iade eder. Gönderen kimsenin, artan parayı almayıp vekile bağışlamasında bir sakınca yoktur.
Hac, ibadet olduğundan vekilin, normal hac masrafı dışında bir ücret istemesi caiz olmaz.
Hacca vekil gönderen kimsenin, üzerine farz olan hac yükümlülüğünden kurtulabilmeleri için, vekil olarak gönderdiği kimsenin hac masraflarını karşılaması gerekir.
Hac organizasyonlarında görev alanların hac yolculuğu masrafları genellikle organizasyonca karşılanmaktadır. Bu durumda görevlinin bir başkası adına vekil olarak haccetmesiyle adına hac yaptığı kişinin hac borcu ödenmiş olmaz. Görevlinin annesi babası gibi varisi olduğu kimseler bundan müstesnadır.
IV- BAŞKASI ADINA NAFİLE OLARAK YAPILAN HAC
Bir müslümanın, yaptığı her türlü ibadet, taat ve hayrın sevabını, ister sağ, ister ölmüş olsun, bir başka müslümana bağışlaması caizdir. Buna göre, bir kimse vekil edilmese bile, başkası adına nafile hac yapar ve sevabını ona bağışlayabilir.
Başkası adına yapılacak nafile hac için, vekilin ehil olması ve adına haccettiği kimse için niyet edip ihrama girmesi yeterlidir.
HAC DÖNÜŞÜ VE SONRASI
I- HACDAN DÖNÜŞ
Hacının dönüşünü ailesine haber vermesi dinen güzel kabul edilen bir davranıştır. Sünnete uygun olan da budur. Bu itibarla hacı haber vermeden aniden çıkıp gelmemeli, mümkün olduğu takdirde dönüşünü ailesine bildirmelidir. Bu şekilde ailesinin bazı hazırlıklar yapmasına fırsat vermiş olur. Peygamber Efendimiz, uzun yoldan gelenlerin haber vermeden önce eve dönmelerini uygun görmezdi.
Aile efradının da hacıyı karşılaması güzel olur. Ancak bu karşılama, mütevazi olmalı ve aile çapında kalmalıdır. Gösteriş ve övünme imajı verecek sahnelere dönüşmemelidir. Bazılarının yaptığı gibi bir çok arabayla konvoy oluşturarak alayişli karşılamalar organize etmek dinen doğru değildir.
Hacının, dönünce iki rekat namaz kılarak bu önemli ibadeti eda etmeyi nasip ettiğinden dolayı Cenab-ı Hakk’a şükretmesi uygun olur.
II- HACI ZİYARETİ
Hac vazifelerini yerine getirip memleketlerine dönen hacıların eş, dost, komşu ve arkadaşları tarafından ziyaret edilmesi güzel olur. Ziyarete gelenler "Allah haccını kabul etsin, günahlardan korusun. Bu yolda yaptığın masrafların yerini doldursun..." gibi sözlerle hacıyı tebrik ederler. Hacı da onlar için dua edip Cenab-ı Hakk’ın onları affetmesini ve bağışlamasını diler, onlar için istiğfar eder. Peygamber Efendimiz:
“Allah’ım hacıyı ve hacının bağışlanmasını dilediği kimseleri bağışla!” buyurmuştur. Bu bakımdan hacının duasını almak güzel olur.
Hacı, kendisini ziyarete gelenlere hacda şahit olduğu güzellikleri anlatmalıdır. Karşılaştığı bir takım olumsuzluklardan bahsetmemelidir. Hacda kendisini gösteren birçok feyzi, bereketi ve muazzam sahneleri gözardı ederek anlatacak şikayetten başka bir şey bulamayanların, hacdan gereken istifadeyi sağladıklarını söylemek mümkün değildir.
Hacının, kendisini ziyarete gelenlere imkânları ölçüsünde ikramda bulunması da dinen güzel olur.
Hacdan önce veya sonra ziyafet vermek dini bir görev değildir. Bu bazı yörelerde âdet haline getirilmiştir. Gösterişe kaçılmadığı, külfete girilmediği, özellikle fakirlerin davet edilmesine itina gösterildiği takdirde böyle bir ziyafetin dinen bir sakıncasının olmayacağı açıktır. Ancak bir takım insanların imkanları da yeterli olmamasına ve kendileri için ağır bir külfet teşkil etmesine rağmen illa da böyle bir ziyafet vermeye kalkışmaları ise dinen doğru değildir.
III- HACCIN KAZANDIRDIKLARININ KORUNMASI
Hac yapmak kadar hacdan döndükten sonra, kazanılan güzel hasletlerin kaybedilmemesi de önem taşır.
Kıyamete kadar insanlığın yoluna ışık saçacak aydınlığın ilk çıktığı Kutsal mekanlarda hac yaparak günahlarından arındıktan sonra bu arınmışlığın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi için gereken gayreti göstermek hacının en başta gelen görevidir.
İnsanlar hacıyı örnek müslüman olarak görmek isterler. Bu bakımdan bilhassa olumsuz tutum ve davranışlarının İslam’ın aleyhinde propaganda malzemesi yapılacağını gözönüne alarak hacı, kesinlikle doğruluktan, dürüstlükten taviz vermemeli, hakkı hukuku gözetmelidir.
Her müslümanın görevi olmakla birlikte özellikle hacı, İslâm’ın güzelliğini yaşantısıyla fiili olarak göstermelidir. Bu sebeple İslâm’a aykırı düşecek tavır ve davranışlardan şiddetle sakınmalıdır. Bunun için yalan, haksızlık, hıyanet, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve tartma... gibi gayr-ı ahlâkî tutum ve davranışlardan daima uzak durmalıdır. Hac bitip de memleketine döndükten sonra sırf menfaat, makam, mevki hırsı gibi birtakım basit düşüncelerle hacda kazandığı safiyeti bulandırmamalıdır.
Gerek dürüstlük, doğruluk, özü sözü bir olmak... gibi ahlâkî nitelikler açısından ve gerekse İslâmi bilinçlenme noktasından bir hacının, hacdan sonraki İslâmi hayatının hac öncesinden daha ilerde olması, makbul (mebrur) haccın en açık belirtisidir.
Yaptığı hac, Allah’a saygısını, takvasını ve Ahiret hayatına daha iyi hazırlanma şevkini ne derece artırmışsa haccı, Allah nezdinde o derece kabul görmüş demektir.
Bundan dolayı hacı, hacdan sonraki hayatını, hac günlerinde konsantre olduğu İslami yaşantı doğrultusunda sürdürme çabası içinde olmalıdır. Allah’a verdiği sözü daima hatırında tutarak kötülüklerden, İslâm’ın onaylamadığı her türlü söz, fiil ve davranıştan uzak durmalıdır. Ahdini bozmamalıdır. Çünkü Hacer-i Esvedi istilam, bir sözleşmedir. Bu hareketiyle müslüman, bundan böyle Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmeyeceğine söz vermiş olmaktadır.
Bu itibarla hacı, yaptığı bu sözleşmeyi ihlal edecek her türlü söz, fiil ve davranıştan uzak kalmaya özen göstermelidir.
Şeytanın veya heva ve hevesinin peşine takılarak ahde vefasızlık etmemelidir.
Hac, müslümana, müslümanların derdini dert edinme bilincini kazandırmış olmalıdır. Çünkü müslümanların derdini dert edinmeyen, onlardan değildir. Kâbe’nin etrafında, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da müminler denizinden bir damla olarak onlarla aynı kalıba girip de hacdan sonra bu denizin bir damlası olmayı reddetmek, bir hacı için nasipsizliğin en büyüğü olur. Bu yüzden hacının gönlünde kalbinde müslümana karşı, imanlı insanlara karşı en ufak bir kin, husumet ve nefret kalmamalıdır.
Müslümanların, damlaları birbirinden ayrılmayan bir okyanus gibi olmaları gerektiğini düşünerek, kendisini bu okyanusun bir damlası olarak görmeye devam etmelidir. Bu okyanusun içinde birtakım olumsuzluklara şahid olmuşsa, okyanusun bir parçası olarak bu olumsuzlukların nasıl bertaraf edilebileceği üzerinde kafa yormalıdır.
Hacı, Allah Rasûlünün 23 yıl boyunca canını dişine takarak İslam’ın aydınlığını insanlara nasıl ulaştırdığını gözü önüne getirip bu kutlu hizmetin, onun aydınlattığı yolda yeniden geliştirilmesinde hizmet alabilme azmi ve gayreti içinde olmalıdır.